"Helalzade Barıştırır, Haramzade Karıştırır." Türk Atasözü < Meral Şenel / Savaş Söylemleri

Ocak 14, 2026

Seçilmiş Mafya...

Trump her gün üstüne koyuyor: Kendisine 'pedofil hamisi' diyenlere hareket çekti



Trump en son Haziran 2025’te İsrail-İran ateşkesinin üç saat geçmeden bozulmasına sinirlenip ağzını bozmuştu: ”Uzun süredir deli gibi savaşan iki ülke var ve ne s*kim yaptıklarını bilmiyorlar. Bilmem anlatabildim mi?”
 
Bir süredir küfretmeyen 79 yaşındaki ABD başkanı dün (13 Ocak) Michigan eyaletindeki Ford fabrikasına gezmeye gitti.
 
New York Times’ın haberine göre fabrikayı gezerken bir grup Trump’a ‘pedofil hamisi’ diye bağırıp yuh çekti. Bunun üzerine ABD başkanı gruba orta parmağını gösterdi.

                     

Trump’tan hukuku yok sayan sözler: Beni durduracak tek şey kendi ahlakım

Ocak 10, 2026

Kitap / Yıl 2016

  

"Geriye ne mi kaldı? Şimdi büyük bir kitle var, o sert babanın kendilerine yaşattığı olumsuz nice duyguyu bir kardeşinde yaratıp rahatlamaya çalışıyorlar... İşte kin tam da budur.(s.319) 

 Cemal Dindar

 

Ocak 08, 2026

Onlar kamu yöneticilerinin ruh sağlığını tartışırken...

 

Neoliberalizm, çılgın Trump ve faşist komplo
 Taner Timur   Birgün Pazar, 2021 
  ABD kamuoyunda “MAGA kalabalığı” (Make America Great Again Mob) olarak adlandırılan güruhun saldırısı, çıldırmış bir başkanın kışkırtmasıyla başlamıştı. Şimdi de herkes yaşanan “vahşet”in toplumsal nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşuyor. Oysa ortalık hâlâ yatışmadı ve en büyük korku da 20 Ocak devir töreninin daha da vahim bir kalkışmaya yol açma olasılığı? 6 Ocak skandalını Cumhuriyetci çoğunluk da kınamış olsa bile, alarm zilleri çalmaya devam ediyor. YouGov anketine göre parti seçmenlerinin yarısına yakını da (yüzde 43’ü) işgali onaylamıştı!
  Oysa aynı yıllarda ABD’de kapitalizm de kabuk değiştiriyor, J. Haskel ve S. Westlake’nin “Kapitalsiz Kapitalizm” (Princeton Uni. Press; 2017) adını verdikleri bir yapılanmaya yol açıyordu. Bu kapitalizmde maddi yatırımların yerini hızla yazılım, marka, tasarım, Ar-Ge vb gibi alanlara yapılan “gayri-maddi” (intangible) yatırımlar alıyordu. Örneğin Microsft’ta maddi sermaye, şirketin piyasa değerinin ancak yüzde 1’i kadardı. Üretimde fizikî emeğin yeri giderek azalıyordu; örneğin toplam borsa değeri 5 trilyon doları aşan beş dev şirketin (GAFAM: Google, Apple, Facebook, Amazon, Microsoft) çalıştırdıkları işçi sayısı ancak 1,2 milyon kadardı. Bu gelişme gelir dağılımındaki eşitsizliği de hızla artırıyor, sınıf çelişkilerini keskinleştiriyordu.
Bu kaygılar Trump’ın başkan seçilmesiyle bitmedi; aksine, daha da şiddetlendi. Demagog iş adamı Beyaz Saray’a oturalı henüz dört ay bile olmamıştı ki Yale, Harvard ve New York üniversitelerinden 27 psikiyatr bir araya geliyor ve ruh sağlığı olmayan bir başkanın “tehlikelerine” dikkati çekiyorlardı. Düzenledikleri konferansta (20 Nisan 2017), Amerikan Psikoloji Derneği’nin özel bir muayene yapılmadan kamu yöneticileri hakkında tanı konmasını yasaklamasına rağmen (Goldwater Rule), bu yasağı çiğniyor ve Hitler iktidara gelirken Alman aydınlarının ve psikiyatri derneğinin sessizliğini ibretle hatırlatıyorlardı. Bununla da kalmadılar, Trump tehlikesi hakkında bir de kitap yayımladılar. (The Dangerous Case of Donald Trump; Macmillan, 2017). Haklıydılar; dikkat çektikleri “tehlike” dört yıl sonra Capitol Hill’in işgaliyle çok daha vahim bir şekilde ortaya çıkacaktı.

  Goldwater Kuralı, Başkanlık Yeterliliği ve Nöroetik  

Ocak 06, 2026

Soğuksu

 

Timur Soykan / Birgün

Susuzluktan ölen askerin annesi: 'Oğlum susuzluğu anlattı, ben kahroldum'


‘ANNE HEP SUSUZUZ’

Hayrullah Halit Karaman’ın annesi Kamuran Kesmen ise ifadesinde oğlunun göz göre göre öldüğünü söyledi. Askerdeyken sık sık konuştuğu oğlunun ölümcül koşulları anlattığını ifade etti:

“Oğluma ‘Aç kalma, dikkat et kendine’ dediğimde oğlum ‘Anne ekmek bulamıyorum ki yiyeyim, burada su yok, susuz kalıyoruz, yemek için sıraya giriyoruz sıra gelene kadar yemek bitiyor, aç kalıyoruz’ dedi. Her konuştuğumuzda ‘Anne hep susuzuz, su yok, burada bahçedeki muslukların hepsi kırık, bir tane otomat var, otomatta su çok az olduğu için bizden önce gidenler alıyor. Kartı olanlar otomattan su alabiliyor’ dedi. Oğlum gittiği günden beri hep susuz kaldığını, sadece yemekhaneye gidildiğinde su içtiğini, yemek yiyemediğini söylüyordu.”

 ‘GÜNEŞ ALTINDA 4 SAAT’

Aralık 26, 2025

Coşkun Aral:


   

Savaşın insanı, insanın savaşını anlatıyor

Çatışmaların, felaketlerin, yokluk ve hastalıkların ortasında nerede deklanşöre basılır nerede basılmaz? Bu konudaki etik yaklaşımın, ilken nedir?

İnsanoğlunun teşhircilik gibi bir özelliği var. Konu psikolojiyle uğraşanların alanına girse bile bizim gibi şiddetin göz tanıkları bilirler ki, şiddet anını yaşatan kişi kısa bir süre için bile olsa bununla övünür. Deklanşöre bastığımız süre buna göre ayarlanır. Salgılar değiştiğinde şiddet yanlısı soğukkanlılığını kaybeder, tanık bırakmak istemez. İşte biz foto muhabirlerinin doğru yeri, doğru zamanı iyi tahlil etmemiz lazım aksi halde onlarca arkadaşımızın başına geldiği gibi fotoğraf uğruna hayatımızı kaybedebiliriz. Bazen de bizler çatışma ortamlarında, savaş meydanlarında propaganda aracı olarak kullanılmak isteniriz. Bu nedenle çok dikkatli olmak lazım. Örneğin Lübnan Savaşı’ndan sonra Dürzilerin yaptığı katliamın Maruniler tarafından dünya kamuoyuna kötü gösterilmesi için bir kitap projesi sunuldu bölgede tanık olmuş foto muhabirlerine. Hepimiz bir hafta öncesinde Marunilerin Dürzilere yaptığı katliamın da kitapta yer alması halinde bu projeye dahil olabileceğimizi söyledik. Ve proje gerçekleşmedi çünkü tek tarafın yaptıkları yansıtıldığında propaganda oluyor.  

 Betül Kanbolat   Birgün

Kasım 2025

  

Aralık 09, 2025

baronluk

  

Yeni feodal çağ ve dijital baronluk 

Ortaçağ’ın baronları toprakta üretimi kontrol ederken bugünün baronları veriyi, iletişimi ve üretim süreçlerini yönetiyor. Facebook, Google, Amazon, X, Apple gibi teknoloji devleri, çağdaş dünyada bilgi akışını, iletişim biçimlerini ve hatta siyasal tercihleri belirleyen devasa yapılar haline geldi. Toplumun her katmanı, bu platformların altyapısına bağımlı durumda. Kamusal alan, artık fiziksel bir meydan değil; birkaç özel şirketin yönettiği sanal bir “platform ekonomisi” içinde biçimleniyor. 
CUMHURİYETÇİ BAKIŞ

Varoufakis’in vurguladığı temel çelişki burada başlıyor: Vatandaş “kullanıcıya”, halk “veri kaynağına”, kamusal alan ise “platforma” dönüşüyor. Demokrasinin biçimsel varlığı sürse de içerik çoktan sermaye tekellerinin eline geçmiş durumda. Liberal demokrasiler, otoriter liderlere karşı çıkarken piyasa baronlarına dokunmamayı tercih ediyor. Bu yüzden Varoufakis’in ifadesiyle “gerçek bir cumhuriyetçi yalnızca krallara değil, baronlara da karşı çıkar.”

Bu çağda siyasal iktidarın merkezinde artık devlet başkanları değil, veri akışını ve dijital iletişim araçlarını yöneten özel şirketler yer alıyor. Her seçim kampanyası, her toplumsal hareket, bu dijital ağların denetimi altına girmiş durumda. Kamusal tartışma alanı, birkaç algoritmanın gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, Varoufakis’in “yeni feodal düzen” kavramsallaştırmasını yalnızca bir metafor olmaktan çıkarıyor; somut bir ekonomik ve politik gerçekliğe dönüştürüyor.

  DİJİTAL FEODALİZM

Bugünün dijital kapitalizmi, klasik kapitalizmin sınırlarını aşan bir bağımlılık ilişkisi yaratıyor. Bireyler hem üretici hem tüketici hem de gözetlenen birer veri kaynağına indirgeniyor. Bu yapının sürmesi halinde, demokrasi yalnızca bir “gösteri sanatı” olarak kalacak. Seçimler, özgürlük ve katılımın değil, algoritmik manipülasyonların sahnesi olacak.

Varoufakis, bu tabloya karşı yeni bir kamusallık öneriyor: Ne devletin ne de piyasanın tekeline sıkışmış, katılımcı, ortak mülkiyete dayalı bir dijital cumhuriyet. Bu, üretim araçlarının toplumsallaşmasının 21. yüzyıldaki biçimi olabilir. Kamusal veri merkezleri, açık kaynaklı platformlar ve demokratik olarak yönetilen dijital ağlar, geleceğin eşitlikçi toplumunun temeli olabilir.

Yazının son cümlesi, adeta çağımızın özeti niteliğinde: “Demokrasi artık baronların hizmetinde bir gösteri sanatına dönüştü. Yeni bir cumhuriyet istiyorsak önce baronların mülkiyetini tartışmaya açmalıyız.”

Bugün, ekonomik ve siyasal mücadele alanı yalnızca parlamentolar ya da sokaklar değil, aynı zamanda dijital ağlardır. Varoufakis’in çağrısı, klasik sınıf mücadelesini yeni bir zemine taşıyor. Feodalitenin sonunu getiren halkçı devrimler, bu kez dijital feodalizme karşı da verilmek zorunda. 
GÖSTERİ DEMOKRASİSİ
 
Türkiye bağlamına bakıldığında ise Varoufakis’in işaret ettiği “baronlaşma” olgusu çok daha karmaşık ve çift katmanlı bir görünüm sergilemektedir. Bir yandan siyasal iktidarın giderek merkezileşmesi, kamusal kaynakların dar bir sermaye çevresine aktarılması ve medya-ekonomi ilişkilerinin aynı ağlar içinde iç içe geçmesi, klasik anlamıyla bir “yeni patrimonyal düzen” yaratmıştır. Diğer yandan küresel teknoloji devlerinin Türkiye’deki dijital davranışları belirleme gücü, reklam ekonomisini tekelleştirmesi ve veri akışını denetlemesi, ulusal ölçekteki iktidar ilişkilerinin üzerine ikinci bir tahakküm katmanı bindirmektedir. Böylece Türkiye’de hem yerli sermaye bloklarının hem de ulusötesi platform devlerinin oluşturduğu iç içe geçmiş bir feodal yapı ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, yurttaşların giderek daha az kamusal, daha çok ticarileştirilmiş alanlarda var olmasına; politik katılımın ise sosyal medya algoritmalarının yönlendirdiği bir “gösteri demokrasisi”ne dönüşmesine yol açmaktadır.


 Doğan Sevimbike    Cumhuriyet

Aralık 07, 2025

Alan Macleod:

 

Dünyanın en zengin yedi milyarderinin tamamı medya baronu 

İSRAİL’İ SİLAHLANDIRMAK VE DESTEKLEMEK

TikTok’u yasaklama girişimlerine öncülük eden eski kongre üyesi Mike Gallagher, yasa tasarısının ilk başta başarısız olduğunu ancak 7 Ekim 2023’ten ve İsrail’in eylemlerine yönelik küresel öfkeden sonra Kongre koridorlarında yeniden canlandığını, böylece Oracle liderliğindeki konsorsiyuma satışını zorunlu kılan yasa hâline geldiğini açıkladı.

Zuckerberg’in platformları Facebook, Instagram ve WhatsApp İsrail lehine bundan daha az kararlı bir yanlılık sergilemiyor. Daha 2016’da Facebook, sansür konusunda İsrail hükümetiyle işbirliği yapıyordu; Adalet Bakanı Ayelet Shaked, sosyal medya platformunun, Filistin yanlısı içeriklerin kaldırılması yönündeki taleplerinin yüzde 95’ine uyduğunu açıklamıştı.

WhatsApp ise kelimenin tam anlamıyla bir cephe hattı. İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce kişiyi tespit ve hedef almak için Filistinlilerin WhatsApp verilerini kullanıyor. Meta’nın bu süreçte İsrail ordusuyla nasıl ve ne ölçüde işbirliği yaptığı belirsiz. Ancak, bugün Meta, Google, Amazon ve Microsoft’ta çalışan onlarca eski İsrailli casusun, yazılıma arka kapı yerleştirmiş olabileceği ya da verileri eski meslektaşlarına aktardığı yönünde iddialar var. 2022 tarihli bir MintPress araştırması, bu şirketlerde çalıştığı tespit edilen eski 8200 Birliği mensuplarının sayısının yüzleri bulduğunu ortaya koydu.

Yeni

 

Fatih Akın'dan 'Amrum' yarın vizyonda 

12 yaşındaki Nanning’in 2’nci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını anlatan ve gerçek bir hikayeye dayanan filmin başrollerinde Jasper Billerbeck, Laura Tonke, Lisa Hagmeister, Kian Köppke, Matthias Schweighöfer ve Diane Kruger yer alıyor.

Fotoğraf

Marş Mira (Barış Yürüyüşü) Belgeseli Tanıklığa Çağırıyor!

İ. Kerem Öztürk'ün 'Marş Mira-Srebrenitsabaşlıklı belgesel çalışmaları Zonguldak Sergi Odası'na konuk olacak. İlk etkinlik olan fotoğraf sergisi 9 Aralık 2025 Salı günü saat 13.00'de başlayıp 19 Aralık Cuma günü kapanacak. Belgesel gösterisi ise 15 Aralık Pazartesi günü saat 18.00'de yapılacak. 
 
Boşnakça Barış Yürüyüşü anlamına gelen Marş Mira, 2016 yılında 12'inci kez gerçekleşti. Tüm dünyadan dayanışma için gelen gruplar bu yürüyüşe katılarak Bosna'da 1995 yılında binlerce sivilin yaşadığı acılara tanıklık etti.

Zonguldak Fotoğraf Derneği üyesi Kerem Öztürk, 2016'da katıldığı yürüyüşten kalan izlenimlerini görseller eşliğinde anlatacak.



Aralık 04, 2025

Günümüzün faşizmi tabii ki 1930’lar faşizminin kopyası değil;

 

2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Ekonomik durgunluk ile Ukrayna savaşının, Trump-Putin ilişkisinin getirdiği güvenlik kaygıları altında Avrupa yeniden silahlanıyor. Askeri kapasiteyi genişletme arzusu, kaçınılmaz olarak askerlik konusunu da gündeme getirdi. Örneğin Almanya’da hükümet, zorunlu askerlik konusunu tartışmaya açıyor; kısa dönemli ulusal hizmet modeliyle genç nüfusun orduda etkinleşmesini planlıyor. Fransa da ordusunu genişletmek istiyor ama zorunlu askerlik popüler değil. Fransa’da Le Pen (faşist hareketin parlamenter lideri) Almanya’da AfD zorunlu askerliğin geri getirilmesini, ulusal disiplinin artırılmasını istiyor.

Vatandaşların savaş istemediği, profesyonel orduların personel bulmakta zorlandığı bir dönemde, bu tartışmalar, yalnızca asker sayısını artırmaya ilişkin değil, aynı zamanda, toplumun savaş fikrine direnişini kırmayı, savunma kültürüne adaptasyonunu, savaş kapasitesini artırmayı da gündeme getiriyor. Tıpkı 19. yüzyıl sonu Avrupa’sında olduğu gibi, “istila ve direniş” (“büyük yer değiştirme”, “göçmen istilası”) temaları kültürel ve politik söylemlerde yükseliyor. Günümüzde faşist ideolojiler de tam bu noktada devreye giriyor: Irkçılığı kültürel kodlarla gizleyen, sözde bir erkeklik krizine hitap eden, antiwoke ve hız/teknoloji kültünü kutsayan faşist eğilimler, özellikle teknoloji sermayesinin ve siyasi elitin ilgisini çekmeye başlıyor.

Günümüzün faşizmi tabii ki 1930’lar faşizminin kopyası değil; günümüzün teknolojik, ekonomik ve kültürel malzemeleriyle yeniden üretilmiş bir faşizm bu. Bu dalga, dün çizgi romanlar, dergiler, filmler ile yaygınlaşırken bu gün, X, TikTok gibi, sosyal medya platformları, bilgisayar oyunları, YouTube yayınları üzerinden üretilen ırkçılık, homofobi, kadın düşmanlığı, erkeklik kültü yansıtan “meme”ler ile hızla yayılıyor.

Bu faşist dalga sermaye birikimi ve militarist eğilimlerle örtüşerek savunma yatırımlarının ve zorunlu askerlik tartışmalarının meşruiyetini güçlendiriyor. Kapitalizmin kriz dönemlerinde tekrarlayan bir örüntü olarak ekonomik daralma ve toplumsal huzursuzluk arttıkça sistem militarizme sığınıyor; ideoloji ise bu dönüşümü kaçınılmaz ve gerekli gösteriyor. ABD ve Avrupa’nın hızlanan savunma harcamaları, yalnızca güvenlik endişesi değil, kırılgan ekonomik düzenin yeni bir çıkış arayışının da göstergesi.

Sermayenin ve teknolojik elitin gereksinimleri ideolojik eğilimleri, militarist dönüşümü hızlandırıyor. Ancak vatandaşların büyük çoğunluğu savaş istemiyor. Bu noktada günümüzün faşizmi, toplumun savaş düşüncesine alıştırmaya yönelik bir kültürel ortamı (özellikle I. ve II. savaşların, faşizmin canavarlıklarının anılarından yoksun genç kuşaklar arasında) besliyor. 2026 yılı, kırılgan ekonomik ve militarist eğilimlerin, faşist senaryoların iç içe geçtiği bir dünya getiriyor. 

Ergin Yıldızoğlu    Cumhuriyet  

                              

Aralık 01, 2025

Rusya, Ukrayna’yı 24 Şubat 2022’de işgal etmişti.

 

Ukrayna'dan getirilen yetim çocuklar istismara uğramış, ikisi hamile kalmış

Habere göre Ukraynalı eğitmenler, çocuklardan ‘yatılı okul personeliyle ilgili kötü şeyler söylememelerini ve Türk erkeklerle olan tüm ilişkilerinin rızaya dayalı olduğunu’ söylemesini istedi.

Ukrayna’nın başlattığı soruşturma, delil yetersizliğinden Haziran 2025’te kapatıldı.

Türk makamlarsa soruşturma hakkında takipsizlik kararı verdi.

İstismar dışında çocukların kaldığı otelde bir çocuk kayboldu.

Türk yetkililer ile Ukrayna’nın Antalya Konsolosluğu arasında varılan anlaşma kapsamında çocukların kaldığı oteli Şostak Vakfı temsilcilerinden üçüncü şahıslar sık sık ziyaret etti. Vakıf bu durumun bağış toplama kampanyasıyla ilgili olduğunu öne sürdü.

‘Savaşsız Çocukluk Projesi’ Aralık 2024’te sona erdirildi ve Ukraynalı çocuklar ülkelerine gönderildi.

İstismara uğrayan kızlardan biri ülkesine döndükten sonra intihara teşebbüs etti ve hiçbir sosyal yardım almadan hayatına devam ediyor.

                           

2025 Kasım

  

Ulaştırma alanında KÖİ modeliyle yaptırılan otoyol, tünel, havalimanı projelerinin ekopolitik öyküleri bu kitabın konusu. 
Bu kitapta ‘ticari sır' gerekçesiyle yıllardır TBMM'den kaçırılan, Sayıştay denetçilerinin dahi zor ulaştığı Yap-İşlet-Devret (YİD) uygulama sözleşmelerinden bazılarının metinlerine -kimi taslak formatında- yer veriyoruz. Devlet kurumlarının özel sektör şirketleri ile yaptığı sözleşmeleri vatandaşın bilmesi gerektiği inancıyla yaptık bunu. 
Bunu yaparken gazetecilik eylemine yol gösteren temel soru şudur: Devlet bizlere seneye, ondan sonraki seneye, üç, beş, on yıl sonra salacağı vergilere güvenmese bu garantileri verebilir mi? Hayır. O halde ben de rızam olmadan bana sorulmadan borçlandırıldığım sözleşmeleri okuma hakkına sahibim.”

                                

 

Kasım 26, 2025

10’dan fazla ülkenin elinde...

Afrika Türk SİHA’ların kanatları altında

Dünyada en çok aktif çatışmanın bulunduğu kıta Afrika’da birçok ülke Türk yapımı silahlar kullanıyor. Kıtadaki birçok ülke, özellikle son 5 yılda Türk yapımı SİHA’lar almak için Bayraktar ve TUSAŞ gibi şirketlerin kapısını çaldı. Afrika’da şu anda en az 16 ülkenin envanterinde Türk şirketler tarafından üretilen SİHA’lar bulunuyor. 10’dan fazla ülkenin elinde ise Türk yapımı zırhlı araçlar var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Türkiye bir “orta güç” olarak görülmesine rağmen, 2024 yılında Rusya ile beraber Batı Afrika’ya en çok silah sağlayan üçüncü ülke konumundaydı.
  Türk yapımı silahların çatışmaların sık yaşandığı bir bölgede bulunması, çatışmalarda da sıkça kullanılması sonucunu beraberinde getiriyor. Örneğin çeşitli açık uydu görüntüleri ve basına yansıyan kareler Sudan ordusunun HDK ile çatışmalarında Bayraktar TB-2’ler kullandığını gösterdi. Alman düşünce kuruluşu Bilim ve Siyaset Vakfı’nda (SWP) misafir araştırmacı olan ve Afrika üzerine çalışmalar yürüten Nebahat Tanrıverdi Yaşar, SİHA’ların özellikle 2024 sonundan itibaren ordu tarafından yoğun şekilde kullanıldığını ancak genel anlamda savaşın seyrini değiştirmede sınırlı kaldığını söyledi.

Kasım 17, 2025

Emrediyorum

 

Emrediyorum barışın

MUHABBETLER GIRLA

Bir yandan da birbirlerine “aba altından sopa göstermeye, “şu olmazsa, bu yapılmazsa güçlerimi salarım üstünüze” demeye devam ediyorlar. Kendi güçlerine ne kadar güveniyorlarsa birbirlerine de o kadar güvenmiyorlar galiba. Bir yıldır öldürtmeye ara verdiler, sadece konuşuyorlar, sembolik jestler yapıyorlar, tatlı sözlerle birbirlerinin gururunu okşuyorlar. Birbirlerine hiç güvenmediklerinin en güçlü kanıtı birbirlerini güzellemelerindeki ölçüsüzlükleri. Kurucu önder, bilge, devlet terbiyesi, devlet adamı, zarafet, kibarlık, karşılıklı davetler, ulaklarla gönderilen selam ve muhabbetler gırla gidiyor.

           

NİYE KIRDIRDINIZ?

“İyi ama sen demiyor muydun, o senin düşmanın, git öldür diye; madem kardeştik bize niye birbirimizi öldürttün?” Madem konuşarak da çözülebilirdi, niye birbirimize kırdırdınız bizi?

Güney Afrika’da uygulanan “hakikat komisyonları”, “apartheid rejiminin” zalimliklerine maruz kalanlarda daha da derin yaralar açtı. Hakikat komisyonlarında teröre maruz kalanlar işkencecilerinin önünde “kendilerine yapılanları” anlatıyorlardı. Bu anlatıların işkencecileri pek etkilemediği, tersine anlatanı daha da örselediği görüldü.

Birbirine düşman edilenlerin barışabilmesinin yolu, saldırtılanların başlarına gelenleri anlatmalarıyla değil saldırtanların “suçlarını itiraf etmeleriyle ve bedelini ödemeleriyle” mümkün olabilir. Bu itiraf da “emir kuluydum, emredildi yaptım” falan demekle bitmez. Emir kulları değil, emredenler bu suçu neden ve nasıl işlediklerini, başka yollar mümkünken neden terörü seçtiklerini itiraf etmeliler ve bedelini ödemeliler.

Güzellemeye değil, affedilmeye ihtiyaçları var ve affetmemizi bize emretmemeliler, hak etmeliler. “Biz” zaten öldürmek istemiyorduk ki…     

 SELÇUK CANDANSAYAR     Birgün

                     

Kasım 15, 2025

Çok şeyin çok pahalı olduğu ülkede bazı hayatlar çok ucuz olabiliyor.


Bıçak sırtında!

Hatıralar unutmamak, unutturmamak içinse bir manası var. 20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım.

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti. Atölyelerdeki kadınlar, madenlerdeki işçiler, sokaktaki çocuklar ve gençler, kumpir-midye yiyen minikler, evlerdeki eşler, kargolanan askerler hep aynı ateşin kenarında, içinde. Hayat tam “bıçak sırtı” değil mi! Ne zaman kimi parçalayacağı belirsiz.

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!” Siyasetten cinayete, kazadan ezaya, uçaktan sokağa kadar sanki öyle!  

 UMUR TALU   T24

                                     

 

Kasım 14, 2025

2014



“Türkiye'nin özellikle son yirmi-otuz yılının önemli ve acılı bir gündem maddesini oluşturan şüpheli asker ölümlerinin etrafında dolaşan, her yazarın, konuyu kendi yazarlık meşrebine uygun bir tutum ve yaklaşımla ele alıp işlediği, özel olarak bu kitap için yazılmış on altı öykü yer alıyor bu kitapta.

Kasım 02, 2025

Antalya

Kültür Yolu Festivali’nde Atatürk sergisi iptal edildi
Antalya’daki Kültür Yolu Festivali kapsamında açılması planlanan "Şapkalarla Atatürk” sergisi, sosyal medyadaki tepkilerin ardından iptal edildi.
Bir dönem AKP MKYK’de görev alan avukat Mücahit Birinci, sosyal medya üzerinden “Şapka inkılabı bahanesiyle yapılan mezalimi benim Rizeli rahmetli dedeme soracaktınız. Korkunç şeyler oldu bu ülkede. Siz hangi iklimin Kültür Bakanlığısınız?” paylaşımı yaptı. Altına da sergi afişi ekledi. 1 Kasım tarihinde başlayan festivalin yayımlanan programında serginin yer almadığı görüldü. 
 
DERNEK ÜYELERİNDEN TEPKİ

Akdeniz Reklamcılar Derneği Başkanı Emre Noyan, da “Bu sergiyi siz mi kaldırdınız?” sorusuna önce yanıt vermedi ardından iddiaları kabul etti. “Bu serginin kaldırılmasında bakanlığın bir etkisi var mı” sorusuna “Karşılıklı konuşarak karar verdik” diye yanıtladı. Emre Noyan Gün Haber sitesine ise şu açıklamayı yaptı; “Sosyal medyadan sergi ile ilgili tepkiler gelince yönetim kurulundan bazı arkadaşlar polemiğe yol açmayalım sergiyi kaldıralım dediler. Ben de başka bir zaman açarız diye kabul ettim.” “Arkadaşlarınıza direnmediniz mi” sorusuna, “Biz küçük bir derneğiz, etimiz ne budumuz ne?.. Niye bakanlıkla kötü olalım” cevabını verdi. Akdeniz Reklamcılar Derneği’nin sergiyi kaldırmasına üyelerinden de tepki geldi.

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...